KENDİMİ ARARKEN...




Sevgili dostlarım,

Öncelikle şunu söylemek isterim ki sizleri unuttuğum filan yok, keza Kalem de sizi unutmuş değil. Sadece ben yıllık izne ayrıldım ve bel fıtığım ağır kaldırmaya hiç hoş yaklaşmadığı için bilgisayarımı yanımda götüremedim. Ama cidden sizi ihmal etmek istemediğimi fark edip hemen akıllı telefonuma sarıldım. Orada notlarımı telefona yazıp, eve kendimi attığım an itibariyle kendimi bilgisayarıma ve size adadım. Bu yazım biraz karışık olacak gibi, zira kafamı hiç toplayamıyorum. 

Tatilde ne yaptığımı soracak olursanız, sevgili fıtığımla evde 7/24 uyuduk. Çok iyi geldi ama. Artık bacağımı sürüklemiyorum en azından. Tatil boyunca yatarken yaptığım üç şey oldu. İlki tabi ki film izlemek oldu. İkincisi kitap okumak (Olleyyyy), ve üçüncüsü düşünmek. Açıkçası düşünmek için bolca zamanım oldu. İçinde bulunduğum durumu düşündüm, bulunmadığım durumları düşündüm, ailemi düşündüm, işimi, geleceğimi, sevdiklerimi ve sevmediklerimi düşündüm. Anksiyete bozukluğu olan biri olarak her şey hakkında endişe ederim (tedavi görmeme rağmen). Ama bu sefer farklıydı. Hiçbir şeyden endişe etmeden, ilk kez tamamen kendimi düşündüm. Sağlıklı düşündüm.

Kendimi bildim bileli aklım karışıktır benim. Ne istediğini bilen biri olamadım hiç. Hayatım boyunca hep kayıptım. Kayıp olmaya da devam etmekteydim. O yüzden ne kadar çok düşünürsem düşüneyim bir sonuç elde edemezdim. Aslında çok fazla düşünce olduğu içindi bu kararsızlıklarım, kayıplığım. Bunları kategorize edip, eleyip, farkına varacak ve harekete geçecek kadar uzun düşünemiyordum. Düşünün ki Dünyanın en büyük kütüphanesindesiniz, Tüm raflar boş ve elinizde bir milyon kitap var yerleştirmeniz gereken. Ve zaman sizi deli gibi kovalıyor. Engeller önünüze çıkıyor. Elinizi attığınızı koyuyorsunuz rastgele bir rafa. Sonra her şey bittiğinde biri çıkıp size "eee pardon, acaba Kürk Mantolu Madonna'yı nerede bulabilirim?" diyor. Al başına belayı. Benim beynimin içi de kendimi bildim bileli böyle oldu. Çalışmaktan, hesap kitap yapmaktan, gelişigüzel hayatımı sürdürmeye çalışmaktan, isteklerimden ve yapabileceklerimden olabildiğince uzaklara düşmüşüm haberim yok. Bu iznimde ilk defa telefonuma bakmadım. Şirket mailimi kontrol etmedim. Gelen maillere cevap yazmadım. Hatta mümkün olduğunca işi aklımın ucuna dahil getirmedim. Bu benim için yeni bir şeydi. Problemlerimin başladığı, hayatımın zorlaştığı 14 yaşımdan beri bu ilk kez tamamiyle kendimle baş başa kaldığım bir hafta oldu. Ben de bolllllca düşündüm. Sıkıldım, strese girdim, üzüldüm, mutlu oldum, güldüm. Ama hayatımdaki her şeyi düşündüm.



O kadar düşüncenin sonunda da nihayet bir yerlere vardım. Zamanında yaşadığım kötü tecrübeler beni o kadar içime döndürmüş ki, ben, cesur olan ben hareket etmeye korkar olmuşum. Resmen kendi kendimi istemediğim şartların içine sıkıştırmışım, hem de değiştirebilme şansım olduğu halde. Tamamen benim korkularım, cesaretsizliğim, sabretmeye zorunlu hissedişim beni kavanozun dibindeki böcek yapmış. "Hareket etsene kızım." dedim kendime. Bunu söylemek ve buna karar vermek bile göğsümde oturan filin kalkmasını sağladı. İnanılmaz hafif hissediyorum şu anda.

Henüz hareket etmedim. Yine sabırla bekliyorum. Hareket ettiğim zaman çok fazla şey değişecek, çok sorun çıkacak ve çok stres dolacak hayatıma. Ama o kadar kısa sürecek ki bu stres, sonunda hayatımı değiştirdiğim için kendime sımsıkı sarılarak o stresi ait olduğu yerde bırakıp uzaklara gideceğim. Hem sevdiklerime yakın, hem de huzurlu olacağım. Bir daha da hayatıma stresi sokmamaya özen göstereceğim. Nasıl, çok radikal kararlar almışım değil mi? Yok aslında çok basit bir kaç karar aldım. Sadece uygulamaya geçmeden pek bahsetmek istemiyorum. Şunu bilin yeter, ben artık yıllardır aradığım kendimi buldum. Zaman çok kıymetli, boş yere stresle harcamamak lazım. İnsanın hayatı bir saniyede değişebiliyor, bunu unutmamak lazım. Geriye dönüp baktığımda boş bir hayat geçirmiş olduğum, mutsuz olduğum için pişmanlık duymak istemiyorum. Otuz yaş bunalımına girmiş olabilir miyim acaba?

12 yorum:

  1. farkındalık böyle bişey...kendinin farkında olup kaleme dökmek daha da farklı bişey;30 yaş ve bunalım kavramını yanyana kullanmak hala yüzümdeki gülücüğün kalmasına sebep))) yaşam deneyimi ve yaşım gereği söyleyeceklerim açısından iletişim kurmalıyız derim...(enerjiniz ve paylaşımlarınızı gönülden kutluyorum)iletişim formuna mail adresimi yazdım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Guzel yorumunuz icin tesekkur ederim. Farkindalik kısmına henuz yeni basladim. Umarim en kisa zamanda uygulama kismina da gecerim.

      Sil
  2. sizi blog keşif etkinliğinde keşfettim.Sizi takibe aldım. Bana da takibe beklerim.

    www.nilgunozenaydin.com

    YanıtlaSil
  3. Merhaba ,
    Blog keşif etkinliğinden geldim :)
    Sizi takibe aldım, bende bloguma beklerim ..
    http://kelebektavsiye.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil
  4. Artık kabullen içindeki beni… Ona Bir ses versen yeter.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yani içimdeki beni bir bulsam kabulleneceğim de, yok bulamıyorum. Ne yapmak istediğime, ne olmak istediğime, nerede olmak istediğime karar veremiyorum. Aç gözlü gibi her şeye heves edip yarıda bırakıyorum. Değişecek bu durum ama, az kaldı.

      Sil
  5. Merhaba blogunuzu yeni keşfettim ve takipteyim :)
    Bana da uğrarsanız çok sevinirim sevgiler...
    http://modadusleri.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil
  6. Çooook geçmiş olsun Dayday... İyisin ya şimdi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İyiyim tatlım, daha iyiyim. En azında artık yürüyebiliyorum :D
      Teşekkür ederim.

      Sil